top of page

TOFA TÜRKLERİ (TOFALAR) ve TÜRKİYE TÜRKLERİ

Köken, dil, kültür ve tarihsel süreklilik açısından karşılaştırmalı bir inceleme.


TOFA TÜRKLERİ V

E ANADOLU

SİBİRYA’NIN GİZLİ KALMIŞ RUHU, TOFA TÜRKLERİ VE ANADOLU’YA UZANAN KADİM BAĞLARIMIZ

Değerli dostlar, bugün sizi modern dünyanın karmaşasından, beton yığınlarından ve dijital gürültüden çekip alıp; Doğu Sayan Dağları’nın sisli zirvelerine, İrkutsk’un balta girmemiş ormanlarına götürmek istiyorum. Bir süredir üzerinde titizlikle çalıştığım, her satırında soyumuzun izini sürdüğüm bu özel bir araştırmamı paylaşacağım.

Sibirya bölgesinin çok uluslu halkları arasında iki küçük boy vardır. Onlar bulundukları bölgenin soyu tükenmekte olan halkların temel medeniyetini temsil eden Karagaslar ve Okin Soyotlarıdır. Geyikçilik ve avcılık mesleklerini atalarından devir alan Karagasların en büyük özellikleri iyi bir iz takip edicileri olmalarıdır. Bu özelliklerini miras olarak da devam ettirmektedirler. “Kara Kaz” boyu Ud nehrinin kenarında asırlar öncesi göçebe Karagaslar adında bir boy olarak yaşamışlar. Ilk önce bu isim sadece bir boya aitken daha sonra orada yaşayan tüm boyara denilmeye başlamış.


Kimdir Bu Sessiz Kahraman Tofalar


Araştırmalarım beni Rusya Federasyonu’nun derinliklerine, o dondurucu ama vakur coğrafyaya götürdü. Kendilerine Tofa, Tuba ya da Tuba-Kiji diyen bu insanlar, sayıları bugün maalesef 700- 800 civarına kadar düşmüş, adeta "son nöbetçiler" gibiler. Onları sadece "azınlık" diye tanımlamak büyük bir hata olur. Tofalar, Türk kimliğini modern dünyanın asimilasyon çarkına kaptırmadan, izole bir biçimde korumayı başarmış nadir halklardandır.

Onlar göçebe ve yarım göçebe olarak hem geyikçilik, avcılık hem de çiftçilik meslekleriyle uğraşmışlardır. Onların o bölgeye nereden ve ne zaman geldikleri hala da bilinmemektedir. 1648 yılından itibaren de Rus Devletinin takibi altına girer ve her sene vergi (haraç) ödemeye başlarlar. Onlar her zaman güçlü komşu halklarla tarafsız ve barış içinde ilişkilerini sürdürmeyi başarmışlardır. Karagaslar hakkında tam bilgiler 19 asrın ikinci yarısından itibaren bilinmeye başlar. Bu dönemden itibaren araştırmacılar onların dillerini, yaşam biçimlerini ve geçim kaynaklarını araştırmırlar. Karagas yerlerine borçlular, tüccarlar altın madencileri de ilgi göstermişler ve oralara yerleşerek alanlarını daraltmışlar.


Böylece her soya ait olan avcılık bölgelerinin sınırı bozulmaya başlamış. Karagaslar bu durumdan dolayı gittikçe Doğa doğru derinliklere Cuglum ve Udin sırtına kadar ilerlerler. 20 asrın sonlarında ise şimdiki Krasnoyarsk, Nicneudinsk ve Tulun yani Doğu Dayan Bölgesi’ne kadar ulaşırlar. Daha sonra Karagaslar şimdiki bulundukları Enesey ve İrkutsk bölgelerine yerleşirler. 1930 yılında Karagaslar Rus Devletinin yeni yönetim sisteminin etkisi ile isimlerini değiştirerek Tofalar (kişi) olarak adlandırılır.

Açıklama olarak da bir halk hayvan ismi (Karagas- kara kaz) ile adlandırılmamalı denilmiştir. Böylece Karagasların yaşadığı bölge 1934 yılından itibaren resmî olarak Tofalar olarak değiştirilmiştir. Şimdiki Tofalar artık göçebe hayat sürdürmemektedirler ve İrkutsk bölgesinin Alıgdcör, Nepha ve Guntara köylerinde yaşarlar. Bu bölgelere şimdilerde de ulaşım sağlamak çok zordur.




Tarih boyunca ren geyiği yetiştiriciliğiyle uğraşan, avcı-toplayıcı bir geleneği sürdüren bu topluluk, Türk tarihinin adeta "canlı bir fosili" gibi karşımızda duruyor. Onlara baktığınızda, bin yıl önceki atalarınızın bakışlarını görüyorsunuz.

Dilimiz: Binlerce Kilometreyi Aşan Ortak Hece

Bir araştırmacı olarak beni en çok heyecanlandıran kısım dil bağı oldu. Tofa Türkçesi, Türk dillerinin Sibirya koluna ait olsa da Anadolu Türkçesi ile olan akrabalığı "tesadüf" denilemeyecek kadar güçlü. Tofaların dili Altay dil ailesinin Uygur alt grubunun Tofalarca şivesidir. Bu şive Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılır. Akrabaları Tuvalar, Tocinler. İncelemelerimde gördüm ki; eklemeli dil yapımız, fiil çekimlerimizdeki o tanıdık tını, hatta şart eklerimiz bile neredeyse aynı.

Tofa Türkçesi

Türkiye Türkçesi

Ata

Ata

Ana

Ana

Su

Su

Köz

Göz (Köz)

Kış

Kış

Yaş

Yaş

Bu benzerlikler, bizim ortak Proto-Türk kökenimizin en canlı, en reddedilemez kanıtıdır. Biz burada "su" dediğimizde, Sayan Dağları'ndaki bir Tofa da aynı heceyle susuzluğunu gideriyor. Günümüzde Tofalar Rusya Federasyonunun en az sayıdaki halklarından biridir. 2002 yılındaki nüfus sayımında 654 kişi olan Tofaların sadece 320si temiz kanlı olarak belirtilmiştir. Hiç bir yazılı kaynakta Karagasların toplu ölümü yada kayıplarından söz edilmemektedir. 2010 yılındaki sayımlarda ise sayıları 762 olarak tespit edilir.

Ruhun Kadim Mirası, Gök Tanrı’dan Anadolu İrfanına Bir Köprü

Araştırmamanın en sarsıcı, beni geceler boyu düşündüren noktası; inanç sistemlerimizin binlerce yıl ve onca yol ayrımına rağmen nasıl bu kadar iç içe, nasıl bu kadar "bir" kaldığıydı. Tofa Türklerinin dünyasına girdiğinizde, aslında yabancı bir inançla değil; Anadolu insanının DNA’sına , ninesinin masallarına, dedesinin dualarına kodlanmış o kadim ruhla karşılaşıyorsunuz. Şaman inançlarına göre yaşayan Tofalar avcılık ve geyikçilik mesleklerinin dışında demircilik, kerestecilik ve deri işleri ile de uğraşmaktadırlar.

Gök Tanrı ve Töre Sürekliliği

Tofa Türklerinde hala tüm saflığıyla yaşayan Gök Tanrı inancı, sadece bir "din" değil, hayatın her anına sirayet eden bir "Töre"dir. Onlar için gökyüzü sadece bir boşluk değil, "Kök Tengri"nin"" sonsuz varlığıdır. Yer-Su ruhlarına (Cer-Suğ) duyulan o muazzam hürmet; bizim topraklarımızda nazar boncuğuna, ocak kültüne, türbe ziyaretindeki o sessiz saygıya evrilmiştir. Onlar doğayla bir pazarlık içinde değil, mutlak bir teslimiyet içinde yaşıyorlar. Bir ağaca yaklaşırken, bir pınardan su içerken izin istiyorlar; çünkü biliyorlar ki her birinin bir "iyesi", bir ruhu var. Bu, Türk töresinin binlerce yıllık ahlak nizamıdır.

Kültürel Örtüşmeyle Tofa’da Yaşam, Anadolu’da Folklor

Burada çok kritik bir tespitim var: Tofalar için hala "gündelik hayatın zorunlu bir parçası" olan ritüeller, biz Anadolu Türklerinde modernleşmenin etkisiyle "folklorik birer hatıra" haline gelmiş durumda. Ancak öz aynı öz! Onlar hala Kam (Şaman) geleneğiyle şifa arayıp ruhlarla konuşurken, biz Anadolu’da farkında olmadan "kurşun döküyor", kapı eşiğine basmıyor, al karısına karşı tedbir alıyoruz.

Onlar ormanda kutsal gördükleri bir ağaca çaput bağlayıp dilek dilerken, biz Anadolu'nun en ücra köyünde aynı ağacın gölgesinde aynı umudu taşıyoruz.

Onlardaki "Ocak Kültü", ateşin kutsallığı; bizim mutfağımızdaki bereket duası, "ocağın tütmesi" sevdasının ta kendisidir. Tofa ’da ateş sönmez, çünkü ateş sönerse nesil kesilir; Anadolu’da "ocağı söndü" tabiri işte tam da bu binlerce yıllık korkunun dilimize pelesenk olmuş halidir.

Sosyal Yapı ve Töre ile Dağların Arasındaki Asil Nizam

Tofa toplumunda sosyal yapı, taş üzerine kazınmamış olsa da vicdanlara mühürlenmiş sarsılmaz bir omurgaya sahiptir. Bu omurga, Türk töresinin ta kendisidir. Analizlerimde gördüm ki, bizim şehirleşirken "nezaket" ya da "gelenek" dediğimiz çoğu kavram, onlarda hayatta kalmanın ve "insan kalmanın" temel kuralı olduğudur.

Aile ve Yaşlı Bilgeliği (Aksakallık Aksaçlılık Müessesesi)

Tofalarda aile sadece bir biyolojik bağ değil, kutsal bir kaledir. Yaşlılar, yaşayan kütüphanelerdir. Bir Tofa obasında yaşlının sözü, bugün bizim anayasalarımızdan daha bağlayıcıdır. Bizim Anadolu’daki "büyük sözü dinleme", sofraya büyük oturmadan başlamama geleneğimizin kaynağı, işte bu Sayan Dağları'ndaki otoritedir. Orada bir yaşlı konuştuğunda rüzgâr dursa, rüzgarın bile dinleyeceği bir vakar vardır.

Doğa, Paylaşım ve Ayıp Kavramı

Tofalarda doğayı tahrip etmek, bir ağacı gereksiz yere kesmek sadece bir hata değil, büyük bir "ayıp" ve "günah"tır. Onlar "Yerin kulağı var" sözünü gerçek manasıyla yaşarlar. Ayrıca Kaynakların kısıtlı olduğu o sert coğrafyada "paylaşım" esastır. Bir avcı, vurduğu geyiği obayla paylaşmadan yiyemez. Anadolu’nun "komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, işte o sert kışlarda, o yokluk içinde doğan "birleşmezsek yok oluruz" bilincinin bugünkü adıdır. Bizim "imece" dediğimiz şey, Tofalarda hayatta kalmanın tek yoludur.


Tarihsel Bağ: Ayrılan Kollar, Aynı Sarsılmaz Kök

Peki, nasıl oldu da biz buralara geldik, onlar orada kaldı? Tarihsel süreci analiz ettiğimde şu muazzam tabloyla karşılaştım.

Aynı Ağacın Dalları Tofalar, Göktürk, Uygur ve Kırgız hanlıklarının o muazzam havzasının kuzey hattında, adeta köklerin merkezinde kalarak o coğrafyaya sadık kalmışlardır. Biz Anadolu Türkleri ise, o büyük ağacın batıya, güneşe, yeni ufuklara doğru uzanan, rüzgarlarla savrulan ama kopmayan dallarıyız. Biz göç yollarında yeni diller, yeni dinler, yeni kültürlerle harmanlandık; medeniyetler kurduk, imparatorluklar yıktık. Ama Tofalar, o devasa ağacın toprağın altında kalan, özü muhafaza eden, değişmeyen "kök" kısmında nöbet tutmaya devam ettiler. Bu bir kopuş değildir; bu sadece coğrafi bir ayrışmadır.


Zamanda Korunmuş Bir Mucize

Araştırmamanın sonunda ulaştığım nihai gerçek şudur: Tofa Türkleri sadece "uzak bir akraba" değil, bizim bizzat kendimizdir. Onlar bize Türk kimliğinin sadece Anadolu toprakları ile sınırlı olmadığını, Türk kültürünün bir devlet çatısı olmadan dahi binlerce yıl boyunca nasıl asil bir direnişle yaşayabileceğini ispatlıyorlar. Tofalar Türkleri günümüzdeki yok olma tehlikesi altında yaşayan halklardan biri olarak da bilinmektedir.

Farklılıklarımız medeniyet düzeyiyle değil, sadece tarihsel yol ayrımıyla ilgilidir. Anadolu Türkü neyse, Tofalar onun zamanda korunmuş, modern dünyanın kirine bulaşmamış en saf halidir. Onlar, bizim unuttuğumuz kelimeleri hala fısıldayan bir ayna; biz ise o kelimeleri dünyaya taşıyan sesiz. Bu kadim halkı tanımak, aslında kendi özümüzle yüzleşmektir. Onlar, Türk tarihinin Sibirya'nın kalbinde atan canlı damarıdır. Uluç Levvent ERTURHAN

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page