top of page
Mavi Dünya Görünümü

M.Ö 350 BİN YIL SONRA

     📌 İnsanlık bugünlere nasıl geldi.?
    ✨Kaoslardan, yok oluşlardan, bilinmezliklerden geçerek nasıl yeniden ayağa kalktı?

 

  • Bu kitap, “olmaz”, “hayal”, “komplo” denilebilecek boşluklar bırakmadan, 300–350 bin yıllık bir zaman dilimini yok saymadan ilerliyor.

  • Çünkü bu kadar derin bir geçmişi görmezden gelerek insanlığın kökenlerini anlamaya çalışmak, tohumsuz bir meyve yetiştirmeye benzer.

  • M.Ö. 300–350 bin yıl önce yaşananlar, yalnızca fiziksel olaylardan ibaret değildir. Bu dönem, insanın bilinçle, bilgiyle ve düzenle ilk defa temas ettiği eşiklerden biridir.

  • Ata kayıtları olarak adlandırılan ve yaratılış anından itibaren var olan bu bilgi alanları; mikrodan makroya, maddeden manaya uzanan tüm oluşumları kapsar.

  • Ancak bu kayıtlar herkese aynı şekilde açılmaz.

  • Sembolik anlatımlar, şifreli bilgiler ve katmanlı anlamlar yalnızca onları okuyabilecek bilinç seviyesine ulaşmış kişiler tarafından çözülebilir.

  • Ancak burada cevaplanması gereken kritik bir soru vardır.

  • Ata kayıtlarına ulaşabilen herkes, her türlü bilgiye gerçekten erişebilir mi?

  • Yoksa bu alan, yalnızca sembolik dili çözebilen, bilinç ve idrak seviyesi belirli bir eşiği aşmış kişiler için mi açılmaktadır?

  • Bu noktada Teozofik bakış açısı ve kök ırklar öğretisi, insanlığın evrimini farklı bir pencereden ele alır. Bugüne ulaşan kadim soyların bilgileri, M.Ö. 14.000–12.000 yılları arasında aktarılan çok daha eski öğretilere dayanır.

  • Teozofi Derneği’nin kurucusu Helena Petrovna Blavatsky’nin aktardığı bilgiler, Hindistan ve Tibet’te muhafaza edilen antik bilgelik öğretileriyle birlikte değerlendirilmeden bu sürecin anlaşılması mümkün değildir.

  • Bu noktada, Sanskritçede “Büyük Ruh” anlamına gelen Mahatmaların aktardığı bilgiler, insanlığın yalnızca tarihini değil, bilinçsel evrimini de açıklayan anahtar öğretiler olarak öne çıkar.

  • Tanrı “OL” dediğinde yalnızca madde değil, hareket, bilinç ve düzen de başlamıştır. Bu büyük planın içinde insanlığa farklı zamanlarda yardımlar yapılmış, insan adım adım ilerlemiştir. İşte bu ilerleyişte Türklerin yeri, rastlantısal değildir.

  • Dünya üzerindeki birçok toplum, doğa güçlerini tanrılaştırırken; ateşe, güneşe, aya, puta taparken, Türkler Tanrı’nın tek ve bir olduğunu dile getirmiştir. Bu inanç ne paganizmdir ne de animizm.

  • Türklerin Gök Tanrı inancı, yaratıcıyı doğanın üstünde ve tek kabul eden özgün bir kozmolojiye dayanır. Bu bilginin Türklere nasıl ve kimler aracılığıyla aktarıldığı, kitabın en kritik sorgulamalarından biridir.

  • Türklerin sahip olduğu ileri düzey bilgiler; tababet, otacılık, bitkisel tedavi yöntemleri, savaş taktikleri, töre sistemi, toplum düzeni ve doğa ile kurdukları dengeli ilişki, “ilkel” olarak tanımlanabilecek bir yapı ile açıklanamaz.

  • Ölümü Tanrı’ya varış olarak kabul eden, korkusuz ama disiplinli bir toplum anlayışının kökeni sorgulanmadan insanlık tarihi tamamlanmış sayılmaz.

  • Bu bölümde; Mahatmalar olarak adlandırılan bilgelik kaynakları, Hiperborealiler, eterik ya da bedensiz varlıkların varlığına dair iddialar, son 50 bin yıllık süreçte Dünya’da yaşanan büyük kırılmalar, Sümer ve Babil metinlerinde geçen Oannes anlatıları ve Tanrı’nın müdahalesinde Sirius’un yeri, bütüncül bir bakışla ele alınır.

  • Birçok efsanede karşımıza çıkan ejderha figürleri, bu bağlamda yeniden değerlendirilir;

  • Bunların yalnızca mitolojik anlatılar mı yoksa dünyaya gelen “ MİSAFİRLER ” sembolik izleri mi olduğu sorusu net biçimde sorgulanır.

  • Dogon halkı ve Sirius iddiaları da, söylentilerden arındırılarak tarihsel ve kültürel bağlamı içinde değerlendirilir.

 

Bu sayfada okuduklarınız, bir varsayım zinciri değil; soru sorarak ilerleyen, boşluk bırakmayan bir arayışın kapısıdır.Çünkü gerçek bilgi, ancak doğru sorular sorulduğunda kendini gösterir.
Bu kitapta ele alınan konuların tamamı, belgeler ve kaynaklar eşliğinde hazırlanmıştır.
bottom of page