
Uluç Levent ERTURHAN Gündem Bloğu linki - https://tarihturklerilebaslar.blogspot.com/

Uluç Levent Erturhan
Merhaba sevgili dostlar.
Benim kader anlayışım ve inanışım bana göre farklı. Benim gibi az farklılıklar da olsa düşünenlere de rastladım.
Bana göre kader yazgı falan değil. Tanrının iradesine inanıyorum.
Onun büyük bir planı olduğunu ve her nefes alan canlının da bu planda yer aldığını kabul ediyorum.
Ancak Yüce yaratıcı, diğer yaratıklarına göre, insanı düşünen duygulu zekâsı yüksek bilinci açık vs., vs. olarak yaratmış.
Birde bunların üstüne özgür irade vermiş.
Ve biz insanlar kaderimizi bu özgür irade ile aldığımız kararlar ile veriyoruz.
Muhakkak ki zaman içinde yanlış kararlar eğri yollar hatalı çizgiler içinde oluyoruz.
Ama bunların yanında hep bir ikinci yol ya da seçenek vardır.
İşte buna göre yaşamı tamamlamak ve birkaç karış toprak altına,oda mümkün olursa girdiğimizde
o yolculuk biter oraya kadar geçen zaman hikayesi de yaşayan o kişinin kaderidir.
Buna inandığım ve hayat ya da yaşama böyle baktığım içinde benim hikayemde
bazı çok değerli kabul edilenlerden daha farklı değerler yer almaktadır.
Onun da adı HAYATIN İÇİNDE HAYATI ISKALAMADAN YAŞAMAK diyebilirim.
Bu neden ile kulaklara küpe olsun diye bu sayfanın en altına Uluç Levent'çe bazı sözler yazdım
Uluç Levent’çe başarı ve buna bağlı mutlu hayat böyle...
İnsanlar otobiyografilerini yazarken öyle enteresan bir şekilde başlıyorlar ki işte ben İlkokulu burada okudum Ortaokulu burada okudum liseyi burada okudum burada üniversitede okudum burada bu okulu şöyle bitirdim falan filan.
Bunlar herkesin yapabileceği bir şey yani okumak isteyen herkesin yapabileceği bir şey. Diyeceksiniz ki imkânı olmayan ne yapacak. Okuma arzusu varsa kimse durduramaz. Ancak yinede olmuyorsa, yapacak bir şey yok o da tanrının takdiri demektir.
Ancak kanunlar gereği köyünde ya da yakınında bir ilk okul varsa gitmek zorunda. Yani kanun nedeni ile de ilkokula gitme şansına sahip. Ailesi izin vermiyorsa bile kanunlar ilkokulu bitirmesini emrediyor.
Sonra ortaokul yakınında varsa gidebiliyor eğer ekonomik şartlar müsaitse böyle bir şansı da varsa liseyi okuyor. Ama ortaokul ve lise için kesinlikle özel bir durum yoksa o öğrencisinin okuma isteği olması şart. Biraz daha şanslı ise üniversiteyi bitiriyor. Üniversite okumak arzu ve isteği varsa da şansını zorlamak için çalışabiliyor garsonluk yapabiliyor bulaşık yıkabiliyor hayatın her türlü inişli çıkışlı Yollarına geçerek bu okul meselesini halledebiliyor.
Daha sonrası ise tamamen o kişinin akademik kariyer elde ederek başarı koşusuna çıkması ile ilgili. İşte burada okuyanların hayatı başarması ile ilgili, başka bir dik yokuşlu kulvar hikayesi var. (Şahsım adına ben hiçbir zaman o kulvarı seçmediğim için beni çok bağlamıyor.)
Benim aklıma bir insanın biyografisi denince aklıma gelen ve bilmek istediğim ok daha farklı. Yukarıda yazdığım gibi okumak ve bir diploma elde edebilmek önemsiz demiyorum ama, o alınan diploma ile gerçek yaşamın kulvar başarılı olmak bence daha önemli.
Tabi ki bu benim hayata bakışım. Bu düşünce ile web sitemde çevremde ki dostların arkadaşların hatta ailemin ısrarların nedeni ile bu biyografiyi yazmaya karar verdim. Hatta mecbur kaldım da diyebilirim
Biyografi yazmak konusunda ki bu düşünce ve görüş ile de benim de biyografim bu olmalı dediğim için bir şeyler yazacağım, ve sizlerin okuması içinde bunu web sitemde paylaşacağım. Bir nedeni de ha bire sorunların merakı kalmasın.
Değerli arkadaşlarım, bu satırlarımı okuyan dostlarım. Benim için başarı bambaşka bir şey. Okulla falan ilgi ve alakası yok. Benim için önemli olan kişinin ayakta durmak için yolda yürümesi koşması dik durması ve yaptıkları ama bunları yaparken ayağına toz çamur pislik değdirmemesidir.
Yani önemli olan okuma yazma bilip bir diploma sahibi olması (Olmasın almasın demiyorum) değil. Önemli olan o kişinin ayakta durabilmesini becerebilmiş mi benim için o önemli.
Bu hayat yolunda ayakta dururken neler yapmış.
Yolda yürürken ayağına çamur bulaştırmış mı?
Bu yolculukta can acıtmış mı?
Bu yolculukta canı acımış mı?
Haksızlıkla bir yerlere varmış mı?
Haksızlığa uğramış mı?
Devlet malına göz dikmiş mi?
Hırsızlık yapmış mı?
Başkasının malında namusunda gözü olmuş mu?
Siz anladınız bu liste uzar gider.
İşte ben bu oto biyografi meselesine böyle bakıyorum.
Benim yolculuğuma gelince;
Ben ortaokul 1 sınıftan itibaren sokakta para kazanmayı öğrendim. Okul muhakkak ki bir şekilde yürüyecekti ama benim para kazanmaya ihtiyacım vardı. Çünkü olduğum ortamda İçimden gelen, onur, gurur gibi önemli saydığım hatta baş tacı ettiğim bu duygularım benim tek başıma hayat mücadelesi vermem gerektiğini ve onurumu gururumu haysiyetimi namusumu kişiliği mi kendim inşa etmek mecburiyetinde olduğumu öğretti.
Ortamım bazı özel nedenlerden dolayı öyle bir ortamdı.
Bu neden ile öncelikle nasıl para kazanırım meselesine daha çocuk yaşında bakarken sadece para kazanmam gerektiğini düşünüyordum. Ne yalan söyleyeyim çocukluktan olsa gerek başarı aklımın ucundan geçmiyordu. Şimdi anlıyorum ben o yaşıma göre çok şeyi başarmışım.
Ne yapabilirim diye düşünürdüm ilk zamanlar da .Okuldan kalan boş zamanlardan nasıl ayakta durabilirim, kendi İç çamaşırımı çorabımı pantolon mu ayakkabı mı gömleğimi berbere gidip paramı ödeyip saçımı kestirmeyi, eğlenmeyi sinema gitmeyi ve bunun için de birinden bana para ver demeden bu işin nasıl başarabilirim oldu.
Dediğim gibi, o zaman sadece başarının para olduğunu sanıyordum.
Kafamın içerisinde bu düşünceler ile ve ben de ilk denememi böyle başlattım. Bayram geliyordu bayramlıklarımı istiyordum. Annem istediğimi almak istemiyordu.
Kendine göre bana bayram kıyafeti kafasında çizmişti. Bense başka şeyler giymek istiyordum. O yıllar çok modaydı böyle uzun yakalı, yakaları düğmeli gömlekler vardı, ben şimdi çok da detay hatırlamıyorum ama onları almak istiyordum. Ama annem onları almaya yanaşmıyordu.
Çünkü bana devamlı olarak aldığımız kıyafetler bayram için değil. Sonra gezmeye giderken, oraya, buraya giderken giy vesaire, vesaire deyip duruyordu.
Bende para kazanmaya işte o anda karar verdim. Sakladığım yerde biriktirdiğim paraları topladım. Elimde o zamanın parası 4 tane kırmızı kağıt 2,5 lira yani 10 lira olmuştu. Tüm bozuk paralarım 2,5 TL olunca köşedeki Bakkal Ahmet abiye götürür kâğıt olarak alırdım. Kafamda yapmak istediğim iş için bu sermaye azdı.
Bunun için Annemin babası İhsan dedemden de 10 TL borç aldım ve 20 TL sermayem oldu.
Evin bahçesinden 4 tane sandalye aldım. Evin bahçesin de kullanılmayan Bir de bir oda kapı vardı. Onu da aldım. Ve evimizin yakında bulunan ana yol üzerinde yazlık bir sinema vardı Çamlı sinema. Adana Belediyesine 200/300 metre.
Onun önüne tezgâhı kurdum üstüne güzel kağıtlarla kapladım patatesler koydum patateslere toptancıdan aldığım bayrakları diktim Çatapat maytap işte bayramda çocukların Eskiden atıp patlattığı Çat patlar tapa tabancası ve tapalar bunların hepsini bu oluşturduğum tezgâhın üstüne koydum.
Ve bunları bayramdan 10 gün evvel satmaya başladım. Her akşam satıştan topladığım parayı sayıyor bir miktarını, özellikle kar kısmını ayırıyor sabah erkenden toptancıdan takviye mal alıyordum.
Önce ilk toplana kardan İhsan dedemden aldığım 10 TL borcumu ödedim. O ödeme anı benim için unutulmaz bir andı.
Bayramdan 3 gün evvel ben istediğim pantolonu istediğin 2 gömleği de çorabımı Hatta İç çamaşırımı bile almıştım. Çok mutluydum ve hala para kazanıyordum dedemden aldığım parayı geri ödemiştim mahallede ki büyükler ve mahallede çocukları beni çok tuttu çok sevdiler ve herkes bana yardımcı oldu.
Bu arada unuttum annemin bir arkadaşı vardı. Onun eşi Adana'nın büyük kırtasiyecilerinden biriydi. Gittim o amcadan bayram tebrikleri aldım. Hatta almakla kalmadım dedim ki, bir de bana bunları koyacağım telli bayram tebriği kartı tezgâh verdi.
Bayram dan evvel o çocukların bayram eğlencelikleri ile birlikte tebrik kartları da sattım.
Bayram sonunda sattığımın hesabımı verdim. O amcanın yanına gittiğimde çok güldü. Çünkü götürdüğüm tüm para bozuk paraydı. O kadar çok bozuk para toplamıştım ki, eskiden kese kağıtları vardı gazeteden yapılmış öyle bir kese kâğıdı doluydu. Ama 5 kuruş 1 kuruş 10 kuruş filan gibi paralardı hesabımı kapattım. Satamadığım bayram kartlarını teslim ettim satılanların Hesabını yaptığım için tam eksiksiz verdim
Hiç karıştırmadığım için kalan bütün bozukluklar benim karımdı. Onları götürmemiştim, onları da Bakkal Ahmet abide kâğıt paraya çevirdim.
Ve para kazanmanın ne olduğunu anlamıştım. O sene sonra müziğe Merak sardım. Bir yandan müzikle uğraşırken bir yandan da Tesadüfen tanıştığım İzmirli Metin Girgin bir ağabeyim tanıştım. O öğrenciydi. Onun sayesinde duvarlara afiş yapıştırırsak para kazanmanın güzel bir yolu olduğunu öğrendim.
Onunla ortak olduk işi biliyordu ama sermayesi yoktu bende kazandığım para vardı ortak olduk. Onunla birlikte kostik, Un , bir süpürge fırçası ve ona uygun uzun 2,5 metre sap aldık. Onu her hatırlayışımda o abime duyduğum sevgi ve saygı ve onun dürüstlüğüne olan hayranlığım artar çok iyi bir insandı. Birkaç sene sonra İzmir Bornova da yolda karşılaştık ama bir iki görüşmeden sonra onun adresini yine kaybettim.
Ondan duvarlara afiş yapıştırmayı öğrendim. Tanesi 1 liraydı pavyon afişleri sinema afişleri Fay temizlik ürünü, Pop deterjanı sana yağı, Vita yağı, Ülker gibi ürünlerin afişlerini yapıştırdık. Altın Koza Film festivalini hatta Antalya Altın Portakal festivalinin bile afişlerine yapıştırdık. O zamana göre çok param olmuştu.
Yani benim o yaştaki çocukluğuma göre çok paramdı işte hayata ben böyle bakıyorum arkadaşlar ve sonra çalıştım çalıştım çalıştım çalıştım.
14 yaşına gelmiştim ve Müzikle uğraşıyordum. Müzik bana profesyonel bir hayat açtı benim hayatımda. Ancak o hayatın sonundaki uçurumu gördüm.
Evet sahne çok güzeldi çok beğenilen bir sesim vardı güzel şarkılar söylüyordum bütün kızların dikkatini çekiyordum.
Herkes beni tanıyordu, hatta havalı bir hayat vardı, ama benim yarına ihtiyacım vardı. İstanbul da sesimi beğenen birkaç yerden teklifler aldım ama oraya gitmek ve o ses tutar tutmaz orada o süreçte ayakta kalmak bu riske girmek bana göre olmadığı için kabul etmedim. Çünkü ben annem de olsa babamda olsa yarı öksüz bir hayatın içinde yaşamaktaydım.
Bu neden ile müzikten uzaklaştım. Bana göre değildi. Gece hayatı aile düzeni nerede ise yoktu benimse bir eve bir aileye ihtiyacım vardı. Onun için Adana'yı terk ettim. Dışarı öyle enteresan işlerde aramadım.
Ama beni hayat enteresan yerlere sürükledi anlatamayacağım güzel şeyler başladı hayatımda. İçimde vatan millet sevgisi o kadar o kadar büyüdü ki zaten çocukluğumdan beri değişmez vaz geçilmez Atatürk sevgim vardır. Yaşım ilerledikçe değişmez bir Atatürkçü oldum.
Ayrıca bana Türk olmak onur veriyordu. O hislerimi hiçbir şeye hiçbir zaman değişmedim hatta karşılaştırmadım bile.
Ben Fanatik bir Vatanseverdim. Ama bu bağlılığım benim için vatan millet Sakarya değildi. Benim için Vatan canını vermekti.
Ankara’ya yerleştim. Neden bilmiyorum. Belki de annem orada olduğu için de olabilir. O bana çocukken çok düşkündü ama sonra yaşam kurallarımız değişti. Eskisi gibi artık düşkün olmak istese de imkanlarını engelleyen koşullar oluşmuştu.
Ankara da evlendim. Artık bir evim bir ailem vardı ve ben çok ama çok çalışmalıydım. İlk çocuğum Volkan orada 30 Ağustos 1980 de doğdu, sonra Oğlum Okan 29 Ekim 1984 de Adana da doğdu.
Ankara da bir dünya işe bulaştın Tekstil, Penye imalat, 0-11 yaş çocuk konfeksiyon üretimi, kot pantolon üretimi Empirmecilik, ardından reklamcılık sektöründe işletmem oldu.
Ama çok gençtim bunları yaparken, yani sürüklenmeye direnmeyecek yaştaydım başka bir gereklilik mecburiyettim de var.
Sonra gazeteci olmam gerekti (o gereklilikler başka bir konu) o meslek içinde bankerlik Dünyası içine girdim oradan çıktım harika bir kadınla karşılaştım evlendim evde balık beslerken bayağı ciddi ciddi akvaryum üreticisi oldum (akşam işten gelince doğru üretim yerine) çok akvaryum balığı sattım.
Gazeteci olarak o çok başarıları oldum, Adana’ya tekrar sürüklendim. Ben uzaklaşsam da bir şekilde Adana beni yeniden çekti. Ama gördüm ki gazetecilik 212 sayılı bir kanuna bağlı ama bazı şeyler düşündüğünüz gibi gitmiyor. En başta taraf olmak zorundasınız.
Ayrıca çok serbest olmuyorsunuz, bense özgürlüğe aşık bir insanım. Özellikle bir kadın var, adını bile anmak istemem, cezaevinde mi şimdi bilmiyorum belki de çıkmıştır o kadından nefret ettim o meslekten ayrılmama sebep oldu.
Milliyetçi bir gazetede Siverek'te bulunan petrol haberini ki kimsenin bilgisi olmayan bir haberi o kadın ört bas etti.
Siverek’te o petrol halen duruyor. Araştırsınlar. Şirketin ismi “ Aladdin Middle East Company “Turgut Özal’ın başbakanlık dönemin de GAP projesi kapsamında ki gezi tarihinde o petrol bulundu ve şirket beton döktü. Kontrol etsinler orada petrol var...
Adana bölgesinde gerçekten başarılı olan bir Bölge Gazetesinin kuruluşunda yer aldım. Ama içimde gazetecilik heyecanı kalmamıştı. Heyecan duygusu yoksa başarılı olmazsınız.
Sonra Türkiye'deki kumarhane işine Adana Sürmeli otelinde girdim. O işe giren ilk holding de. Orada Koordinatör oldum kumarhane Müdürlüğü de dahil olmak üzere o kadroda çalıştım. Ama hiç sevmedim hep gördüklerim içimi acıttı ve ayrıldım. Adana da büyük bir otele koordinatör olarak girdim. Bir müddet çalıştım ama Adana benim için çok dardı ve Alanya ya gittim. Orada bir otelde genel müdür olarak çalıştım. Birkaç oteli sıfırdan yani inşaattan işletmeye açtım.
Ama bir tesadüf sonucunda Küçük bir acentenin ortağı oldum. Ve Avusturya pazarından Turist getirmeye başladık. Çok başarılı olduk.
Ama ben Rusya ile tanıştım ancak ortaklarım Rusya pazarına girmek istemedi. Ben acenteyi onlara bıraktım. Tek başıma (aile ortaklığı eşim çocuklarım başıma (aile kendi seyahat acentemi kurdum.
Rusya ile Türkiye arasında ki başta Moskova sonra tüm Rusya ile İstanbul Laleli Aksaray Bavul turizmi derken ilk defa Antalya bölgesine Rus turist getirdim.
Birdenbire Türkiye'nin büyük bir acentesi Rusya da Türk Tur operatörü olduk.
Rusya Turizm marketinden çıkışla, dünyada bilinen bir isim haline gelecek kadar duyulduk.
Bundan sonra ailece bir kayıp nedeni ile bütün şirketlerimi kapattım. Hem de bir gecede aldığım karar ile. Bu kararı çok rahat ve çabuk aldım. Çünkü bankalardan bunca işlerime rağmen hayatımda kredi almadım çek kullanmadım senetli mal almadım, hep kafam rahat yaşadım. Başarı beni tatmin ediyordu. Para ise hedefim olmamıştı.
Oysa çocuklukta sadece Para hedefim vardı, onu başarı sanıyordum ama zaman öğretmişti. Ama ben emin olun bunu 25 yaşında ciddi derecede biliyordum.
Para hedefi olan kesinlikle MUTLU olmuyor. Sağlık sıkıntıları çok oluyor. Hayayı yaşadıklarını sanıyorlar, ama aslında ıskalıyorlar.
Suni bir gösteriş içinde geçen zaman içinde boşlukta kalan kafaları sorunlu dolu, yattıklarında anında uykuya dalamayan insanlar oluyorlar. (Müstesna kişiler olabilir zaten onlarda farklılık sebepleri var ama ben yazmak istemiyorum. Çünkü, ateş altında kalırım.)
Ancak anlatmak istediğim bir duygum var.
Birkaç kelime ile söylemek gerekirse. İçimdeki vatan sevgisi içimdeki memleket tutkum, sevgim, toprağımın değerini hissetmem içimdeki Türklüğüm içimdeki o hasretle beklediğim özlemle beklediğim başarılı bir ülkenin hayali çok başarılı işler yapmama neden oldu Dostlarım.
İşte benim biyografim. Bunların hiç birisini ben diplomamla yapmadım.
Her gününüz aydın her geceniz huzurlu geçsin.
Bahar dolu günler dilerim
Esen kalın.
Uluç Levent ERTURHAN
Benim hakkımda her şey bu kadar.
Uluç Levent'çe bazı sözler
Hayat bu zaten düşmeden yaşıyorsan orada birt terslik vardır.
Ancak ; Sakın yere düşünce BİTTİM deme. Ne olursa olsuni Sen BİTTİ demedikçe hiç bir şey bitmez.
Yüce yaratıcı her insan küllerinden yeniden doğacak şekilde yaratılmıştır.
Zaman , zaman fısrat buldukça notlarımdam ilave edeceğim.

Sosyal Medya
Facebook Messenger ve instagram
mesaj ile ulaşabilirsiniz